Friday, August 23, 2013

Bloglarımı birleştirdim gitti:)

Bugün aldığım bir kararla tüm bloglarımı birleştiriverdim gitti. Leomio'daki tüm yazılarımı Tanya's a aktardım, malum Tanya's ilk göz ağrım. Buradaki takipçilerimi aktaramadığımdan da burada kaldılar maalesef.

Bu tatlı kapanışı da tatlı bir çocukla yapalım o zaman.
Asıl birde şifreli bloğum vardı onu da ekledim. Bugün temizlik günüymüş demek ki. Oh bir rahatladım...

Saturday, May 11, 2013

Yeni okul hayatı

Kanada'ya bizi getiren şey Leo'nun okul hayatına dair duyduğumuz endişe idi. kendimizle ilgili endişeler ikinci planda idi hep, dolayısı ile ilk işimiz evi barkı hallettikten sonra onun okul işini halletmek oldu.

Eve en yakın olmayan ama içimize pek sinen bir okul öncesi okul bulduk, İstanbul'da başladığı gibi frankofon bir okul, haftanın 3 günü ve yarım gün gitmesi en uygunu olur diye düşündük, malum kıta değiştirdi, bize çok alıştı, birden ondan kurtulmak istiyormuşuz gibi bir hava yaratmayalım dedik ve 3 günde karar kıldık.

İlk okul başlama hikayeizde benim jaws gibi okul koridorlarında gezdiğim düşünülürse bizi yine zor bir deneyim bekliyor diye pek gergindik. Okula ilk görüşmeye gittiğimiz gün piknik yapıyorlardı bizikisi hemen katıştı, ertesi gün beş dakika durduk sevgili ile, sonra gittik, gittik derken bahcedeyiz, ikinci gün anneler gün kutlaması sebebi ile bende sınıfa girdim yarım saat kadar sonra gittim yine bahceye, küçük bir yürüyüş bile yaptık.

Biliyorum henüz çok erken "evet alıştı, herşey harika!" demek için ama galiba iyi gidiyoruz.

Şu anneler gününde yazdığım yazıya bak!

Kutlu ve mutlu olsun elbette.



Aldığım en şahane anneler günü hediyesi..üstelik bir günde!

Monday, March 25, 2013

İrem Nemo'suna kavuşsun!

Biraz hüzünlü bir hikayem var bugün.

İrem'le biricik oğlu Nemo'nun hikayesi bu. İrem kim derseniz, kendi ağzından İrem: " Hayatı oğlu Nemoya kah kavuşup kah ayrı düşerek geçmiş, hukuk savaşı yorgunu, artık 40'lı yaşların son çeyreğinde, güçlü, yengeç, yeniden evlenecek kadar romantik, herşeye rağmen iyimser, mühendislik okumuş, ilaç sektöründe satınalma, lojistik, tedarik zinciri alanlarında yöneticilik yapmış, 2013 başında emekli olmuş bir anne. Şu yangın bir sönse, suluboya resim çalışmalarına başlayacağım. Kapaktaki fotoğraf da lise yıllarında, Bodrum-Gümbet'te ailemle tatilde, günleri iskelede roman okuyarak geçirdiğim, hayatı çok farklı hayal ettiğim günlerde ben..."

İrem'in bir bloğu da var. Bagdatcafe.. Ben İrem'i tanıyorum da üstelik. Bir gece yarısı Asortikciğimden gelen bir mail gördüm. Hadi ey anneler ayaklanalım, İrem'i Nemosuna kavuşturalım diyordu. İrem'i tanıdığımdan da hikayeyi biliyordum, İrem sevdiği adamdan çocuk yapma cesaretini göstermiş bir kadın, bir anne. Ama şiddetin başladığı yerde almış cocuğunu gitmiş, aslında pekte gidememiş, başlayan hukuk savaşlarının sonunda Nemo kah babada, kah ananede ve hatta sosyal kurumda kalmak süretiyle yıllar geçmiş, İrem  mücadelesine devam ediyor. Ama bu mücadelede sesini duyurmak için biz bugün yani 26 Mart'ta Türkiye saatiyle 10.00 ve 22.00'de sosyal medyada bu durumu paylaşan tivitler atacağız, facebook sayfalarımızda paylaşacağız, özellikle bu sesi Ayşe Arman'a duyurmaya çalışacağız ki İrem'in sesi daha güçlü çıksın. Bilsin ki tüm kadınlar, tüm anneler arkasında, attığı çılız gibi görünen çığlık aslında milyonların çığlığı!

Hadi bakalım pamuk eller klavyeye!

Thursday, March 21, 2013

Bir veda partisi bu kadar mı ağlatır.

8 mart Leo'nun Plus International Preschool'daki son günü idi. Başladığından beri über memnun olduğumuz bir okul burası. Kanada'da aynı sevgiyi, aynı dostluğu ve sıcaklığı bulamayacağımızı bildiğimiz okul.

Kanada'ya gelmeden önce bir veda partisi vardı, içimiz burularak, kah ağlayarak kah gülerek izledik ve elbette çok Sevgili Veronique ve Madame Aysun'un çok değerli katkıları ile. İnanın o 15 çocuğu bir arada tutmak dünyanın en zor işi.

 Parti öncesi kudururlarken.
 Duru galiba en çok üzülünlerden biriydi. "Biz Leo'yu çok özleriz ama annem sizi arayabilir değil mi ?" dedi..ağladım..
 Circle time..şarkılar..ağladım
 Au revoir Petit Leo şarkısını söylerlerken artık ağlamaktan patladık hepimiz.
 Okul Leo'ya şahane de bir veda hediyesi almış..elbette valizimizde geldi ve şu an yanımızda.
 Hediye açılırken..
Bizim yaptığımız minik hediyeleri arkadaşlara verirken.

Leo yeni bir hayata yelken açarken biliyorum arkada bıraktıkları onu çok özleyecek, Leo'nun da onları özleyeceği gibi. Ama her güzel şeyin bir bedeli var değil mi?

Monday, February 11, 2013

Hasta bir çocukla tatil

Biz yarıyıl tatilini fırsat bilip biraz okyanusa girelim, biraz da dinlenelim diye Kanada'ya taşınmadan bir Hindistan tatili yapalım dedik.

Yola çıkmadan birkaç gün önce oğlan biraz hastalandı, doktoru ile verdiğimiz karar gitmemiz yönünde oldu. Aman ne gitmek, uçakta kusmuklara boğulduk, aktarmada açlık grevi ve son vardığımız okyanus kıyısında 40 derece ateşli 3 gün!

Doktoru ile yaptığımız konuşmalar hep sakin, kalın gelmeyin, okyanusa sokun gecer yönünde tatlı tatlı konuşmalar. Ancak o ateş düşmedikçe 72 saati gecen uykusuzluğum, oğlanın bir deri bir kemiğe dönüşü, 2 gün boyunca sadece su içmesi anne baba olarak bizleri elbette üzdü, ancak hastalığın gececeğini bilmek, ilaç tedavisini evimiz yerinde Hindistandaki bungalovumuzda yapmak, nöbetleşe okyanusa girmek bana da sevgiliye de biraz soluk aldırdı. 

Sonuc:
1)4. günün sonunda haşlanmiş pirinç ve yağsız makarnadan bunalan çocuk kendinitaze balıklara verir.
2)Okyanustaki o büyük dalgalar onu yeniden denizle barıştırır.
3)Anne baba yorgun ama mutludur.
4)Ve tatil çok ama çok iyi gelmiştir.

Çocukla tatile gidiyorsanız bunların hepsine göğüs germeyi, ve onun o haliyle mutlu olmayı öğreniyorsunuz, bu da kıssadan hisse!





Thursday, January 17, 2013

Meteor!

Yeğenim Kero ile bu Şirince mevzularını konuşuyorduk geçen ay evde, konuya kulak misafiri olan Leo " anne anlamadım, meteor mu gelecek?" dedi. Bilim adamları şöyle diyor dedik, onun anlayacağı dilde açıklamalar yaptık, böyle birşeyin olmayacağını anlattık.

Derken" Siz benim kitabımı gördünüz mü? İçinde meteor olanı " dedi, Kero ile düşüp bayılıyorduk, göster bakalım dedik, oğlanın bir dinazor kitabı var, milyonlarca yıl önce dinazorları ve yaşamlarını anlatıyor, en sonunda bir meteor geliyor ve tüm dinazorlar gidiyor dünyadan.

Sorusu şu oldu" sizin dediğiniz meteor gelince bizde gidecek miyiz dünyamızdan?"..öylece kalakaldık Kero ile. Düşüncelerinin sınırı olmadığını, artık herşeyi fazlasıyla anladığını ve aslında bizlerin onlara verdiği bilgileri bu kadar iyi kullanabildiğini gördüğümüz bir andı, kişisel tarihimize küçük bir not.

Tuesday, December 18, 2012

Fırsat eşitsizliği

Bir insan anne veya baba olduğunda tüm duruşu değişebiliyormuş, hayattan beklentileri, öncelikleri, aldığı kararlar. Ben bunu anne olunca anladım, şu anki en büyük endişem iyi bir evlat yetiştirmek, memleketimin şartları ortada, devlet okuluna vermek idealimdi, ancak şu anda yaşı itibari ile özel bir okula gidiyor, üstelik bu okul geleneksel Türk şartlarının tamamen dışında bir okul ama en fazla 3 sene daha gidebilir.

Sonrasında gideceği devlet veya özel okulda ise 4+4+4 buhranına gireceğiz ve bizim çocuklarımıza fırsat eşitliği sağlamayacak olan bir döngünün içine itmiş olacağız cocuklarımızı, bizimkisini kesin çırak yaparlar, yapsinlar elbette ama bunun kararını cocuğun sosyal durumu değil akademik durumuyla versinler. Atatürkçü bir ailenin çocuğuna hukuk okuma fırsatının verileceğini hiç düşünmüyorum ben hiç,veya siyasel bilimi, yada tıp.

O yüzden bu aralar çok büyük kararlar aldık biz. Belki boyumuzu aşan kararlar ama aldık..huzurluyuz artık.

Tuesday, December 11, 2012

O kadar az yanıtım var ki..

Okuldan aradı bugün öğretmeni. Abel'in doğumgünü var, yarımda almayın Leo'yu dedi.

Yemekten sonra pasta yapacaklarımış sonra da parti, bizimkisi yarım gün gittiğinden katılamayacaktı ki Veronique biizmkisini derhal parti formatına sokuvermiş.

Bir an düşündüm. Zaman ne kadar hızlı geçmişti, oysa daha dündü kumaşbez mi kullansam dediğim günler, daha dündü daha bir yıl süt verebilecek miyim dediğim günle, şimdi duyduğum şey ise oğlanın artık büyüdüğü gerçeği idi. Okulda parti varmışta ona kalsınmış, peh. 32 ay olmuş hayatımıza gireli, nasıl geçtiğini anlamadığım bir 32 ay.

Evde artık kendi fikirleri olan bir adam var, "akşam yemeği yemek istemiyorum anne" diyor mesela, ya da "anne bugün tatil mi?", bazen anlam veremiyor olana bitene "anne neden düştüm?" diyor, "televizyon yayını neden biter?", " diyor.

O kadar çok sorusu var ki..
O kadar az yanıtım var ki..

Friday, November 23, 2012

Önümüze gelene bin tekme

Leo doğduğundan beri söylediğim, artık beraber söylediğimiz bir çocuk şarkısının kendimize uyarlanmış halidir " önümüze gelene bin tekme!"

İçeriği de aslında biz beton binalar istemiyoruz, biz gökyüzümüzü, biz denizimizi, biz ağaçları istiyoruz şeklinde uzayıp gider.

Sebebi ise Çiftehavuzlarda meteoroloji binasının yerine dililen 4 adet 50 katlı binadır. Doğduğundan beri süregelen inşaat bitmek üzere, ve bu binaların bittiği yetmiyormuş gibi şimdi doğduğundan beri hergün gittiği Caaanım Göztepe Parkına camii yapılacakmış.

O kadar üzgünüm ve sinirliyim ki, işin inanç kısmı bir tarafa, benim oğlum "Nereye Gidiyorsun?" diye sorulan her soruya" Sahildeki parka, çünkü göztepe parkında inşaat var" diyor, halbuki bilse o inşaat onun tüm yeşil alanını alıp götürecek ve o çok korktuğu müdür sesi oralarda yankılanacak, şu küçüçük yaşında kendini oradaki kaydıraklara zincirleyecek yeminle. Bende mecburen destek olacağım!

Neyse uzun lafın kısası, oğlumu parka götürmek istiyorum ben, ne yapacağım?
Hala denize girmemize karışmazlarken isimli çalışmamdan.

Thursday, November 8, 2012

Kısa bir Bodrum kaçamağı

Kısa bir Bodrum Tatili yaptık. Arabayla gittik, denize girdik geldik. Kısa notlar ve fotoğraflarım var.
 Yollarda sakindi, koltuğundan inmek için tutturmadı mesela. Meyve suyunu ihmal etmedik elbette. Ama o flüt vardı ya o flüt, bitirdi bizi ahahayt.
 Ananelerde mola verdik, İskender'e uğramadan olmazdı, Leo İskenderi beklerken.
 İskenderi mideye indirirken.
 İlk lunapark deneyimi, makul ölçüde bindi, biletlerimiz bitince otele döndük. Ben hiç sevmem lunaparkları, böyle bir cocuğum olduğu için de mesudum.
 Bodrum'da eline verilen baloncuk makinesiyle çok eğlendi.
 İlk balığını babasının ve Sevgili Mete'nin yaptığı oltayla tuttu, elbette hemen denize geri gönderdik sebebini anlatarak.
Bu da benim pek hoşuma giden mahsun bir kare.

Ve atladığım bir konu! İlk aşkını yaşadı.. Burçin'le! We love Burçin!

Monday, October 22, 2012

Bir annenin notları!

Ara ara yazıyorum aslında, ama bir toparlayayım dedim. Leo şu anda tam 2.5 yaşında. Konuşması yaşıtlarına göre oldukça düzgün, Alabilir miyim? Gidebilir miyiz? Verebilir misin lütfen? İzin verir misin? gibi sorularla bizi mutlu ediyor. Ama bir şeyi beğenmezse de ben bunu beğenmedim deyip yeni bir alternatif bekliyor.

Odasında sıkılmadan 1 saate yakın oynayabiliyor, aman ne filmler dönüyor o arada belli değil, kulağım hep odasında.

Okula başladığından beri yemeklerini kendi yemekte ki bu bizi çok mutlu etmekte, çok başarılı olmasa da yemeklerini kesmeye bile çalışıyor. Suyunu evdeki sebilden kendi alabiliyor, sıcağa dokunmuyorum annneeee/ baaaabaaaa diye çığlıklar atarak.

Yemeklerden sonra ellerini yıkıyor, tuvaletten sonra da, zaten çiş kaka işini 18 aylıkken hallettiğinden bu alanda hiç sıkıntısı yok, hiç lazımlık kullanmadım ben, adaptörle direkt marmaraya gönderdik çişleri kakaları, şimdi artık Marmara Denizine gönderdiğini bilmesi beni sevindiriyor.

Sabahları uyanınca Bonjour demesi babasıyla beni bitiriyor mesela.

Seyahatlerde çok arıza çıkarmıyor. Çöpleri çöp ve geri dönüşüm olarak ayırıyor mesela. Evde küçük bir çevreci olduğunu bilmek güzel.

Hayır diyor ama hiç üzerinde durmuyoruz, genelde iki seçenek sunup bu hayırı bir şekilde evete çevirebiliyoruz.

Hayat bizim için böylece akıp geçiyor. Belki rahat anne baba olmamızdan, belki yaşımızdan, belki gelen tatlı ruhun bizi üzmemesinden ağır şeyler yaşamadık, veya yaşadıkta büyütmedik hiç. bense işte bunu çok seviyorum.

Bu hafta kısa bir tatile çıkıyoruz. Oyuncak valizini düşünmek dahi istemiyorum, çünkü kendi ile ilgili seçimlerine genel olarak karışmıyoruz, bakalım arabada bize yer kalacak mı?

Thursday, October 18, 2012

Singing in the woods!

Bu hafta başı okuldan not geldi. Gezimiz var,lütfen izin belgesini imzalayın diye. Bir telaşlandım, tatlı bir telaş, bir sevindim, bir buruldum, bizsiz hiç sokaklarda tek başına olmamıştı, acaba yabancılar mı dedim, güvende hisseder mi?

Gezi dediğime de aldanmayalım, okulun gözesindeki parka gidecekler, yurt dışında hep görüp ne güzel derdim, bir halatın uclarına yapılmış tutulacak yerlerden tutar bebeler, öğretmenleri ile gezerdi, bayılırdım bizde de olsa keşke derdim, oldu.




Doğru okulu seçtiğimiz için çok mutluyuz, okuldan çok memnunuz, hem tüm çocuklara yaklaşımlarından, hem özgürlükçü olmalarından, hem de kattıkları özgüvenden. Hemen gecesinde öğretmeni fotoğrafları göndermiş. Oğlanın kişisel tarihine bir not olarak paylaşmak istedim.

Bu arada çok önemli bir gelişme daha var! Yarım gün başladığımız okul serüvenimizi tam güne çekiyoruz, Leo öğle uykularını bırakmak üzere, bunun sebebi sanırım emziği bırakmamız oldu. Aynı anda okula da başlayınca eve gelip heyecandan uyumaz oldu. E bizde o zaman okulda 4'e kadar kalması daha faydalı olur dedik. Deneme turlarındayız, fena gitmiyor.

Sınıfı Montesorri'yi takip ediyor, geçen gün almaya gittiğimde kendinden büyük Selen, Demir ve Kuzey'e "Au revoir Demir, Au revoir Selen, Au revoir Kuzey" deyip ayrılması, merdivenin tam ortasında" anne öpmedim onları" deyip geri dönmesi vardı ki, öğretmeni i le beni çok sevindirdi, farklı yaş gruplarında çocukların bir arada olduğu sınıfın en güzel örneklerinden biriydi işte bu.

Friday, October 5, 2012

Ağır bi dersi daha verdik!

Bence okul işi tamamdır.

Ağlayarak başladığımız evde lafını bile ettirmediğimiz okula kah ben kah babası bırakıyoruz. Madame Aysun, Metreez diye koşturuyor okula.

Okul eziyeti çektiğim günlerde bu havalı konuşmaları yapacağımı biliyordum. Aldığım ders annelikte daha öğrenecek çoook şeyim var.

Monday, September 10, 2012

Tam anlamıyla talebelikte ilk gün!

 Bu hafta anne babalar artık sınıfa alınmıyor. Benim geçen haftaki şahane performansım sebebiyle baba beni de pek okula almıyor. Bugün ilk denenemiz fena geçmemiş, yavru köpek gibi ağlamalar olmuş ama genel olarak iyimiş. Bende kişisel tarihimize not düşmek için bol fotolu bir post yazayım istedim.
 Leo sonunda biraz insan içine karışmış oyun oynarken.

 Artık kapının dışında kalan babadan fotoğraflar, bizimkiler faaliyet yapıyor. içerideki yetişkinlerde öğretmenler. (pek disiplinliler bu arada, her cocuğu kendine haline bırakıyorlar ve gelişmeleri iziliyorlar, katiyen içeri almıyorlar anne babayı)
 Yine bir kapı önü fotosu. Bizimki az dışında olayların ama arızasız.
 Ve işte en bayıldığım fotoğraf, hepsi birlikte öğle yemeğinde ve bizimkisi hapır küpür yemeklerini tek başına yiyor, evde arada bırakıyorum yemesi için ama yine de kıyamıyorduk, ama babasının dediğine göre şahane yemiş.
 Yemek karelerine doyamadım ehehe.
Ve finalde yemek tabaklarını mutfağa taşırlarken.

Oğlanın gittiği okul evimize çok yakın. Öğretmeni Montessoriyi takip ediyor, okulun tek Montessori sınıfı Leo'nun gittiği, zorlamadan, kendi hallerine bırakarak entegre ediyorlar. Bence ilk anasız babasız gün içinde oldukça başarılılar.

Neyse efenim geçen haftaki ağlak halimden bugünkü bu mutlu tabloya gelebildiğim için oğlumla ve babasıyla pek gurur duyuyorum. Paylaşayım istedim.

Thursday, September 6, 2012

Koca gözler çizgi oldu

İçim rahattı benim, yarım gün okula başlayacak, uyumludur, kolay adapte olur diyordum. Bugün okulun koridorlarında hırsız gibi gezerken, beni göremeyeceği pencerelerden ne yaptığına bakarken anladım ki aslında hiç kolay değil. Herkesten bağımsız tek başına oynuyordu bulduğu herşeyle, arada annem nerde diye sorarken içim cız etti hep. Japon cizgifilm karakterleri gibi gözleri dolu dolu bakıyordu tanımadık yüzlere, babası benden daha yakındaydı hep, arada gidip babasına sarılırken ilkokul 1 maceram aklıma geldi, tam bir yıl boyunca, hergün 4 teneffüs olmak üzere okuldan kaçıp eve giderdim. Aklımda hep annemin bulaşık deterjanı kokan o mis gibi ellerinin kokusu..başka da hiçbirşey yok. Eve gitmeliyim. Önceleri 7 yaşımda bana verdikleri anahtarla eve sinsice girebilirken bu maceram anahtarın elimden alınması ile son bulmuş, bu seferde evimizin tam karşısındaki kasabın tentesinin altından annemi görebileceğim anları kolar olmuştum. Tam bir yılı böyle geçirmişti annem, şimdilerde anlıyorum o yaşattığım kabusu. Sonunda annem okulda gönüllü öğretmen olmuş, derse gelemeyen öğretmenlerin derslerine girer olmuştu. Kimbilir ne sancılı bir dönemdi onun için, üstelikte 3 yıl yuvaya gitmiştim ben.

Bunların geçeceğine inandırarak kendimi Leo'nun okulunun koridorlarında sinsice gezmeye devam ettim tüm sabah. Ama biliyorum alışacak.

Dün akşam Sisolar geldi oğlanın okulunu şenlendirmek için eve. Ailede her cocuğun ilk okul gününü şenlendirmek adetiyle ellerinde koca küllahlarla, artık arkadaşım olan biricik Yeğen Kero ile. Külahların içi kalem, boya kitabı, kalem kutusu, çantalarla dolu. Çok eğlendi bizimkisi, o kadar hediyeyi bir arada almaya alışık olmadığından da bunlar benim mi diye sordu koca gözleriyle.

İşte o koca gözler bugün hep incecik bir çizgi halindeydi. Dolu dolu..

Monday, July 30, 2012

Sabreden derviş!

Ada günleri pek eğlenceli geçiyor. Oğlanın botu var mesela, babasından sıra kalırsa bu iyi gibime  geliyor benim.Bu sayede sabrı öğreniyor, sabırla beklerse sonucunda ödülü olduğunu öğreniyor. Kötüyüm değil mi?

 Bazen biz evdeyken öğle uykusundan uyanıyor ve Büyükadaya gidelim diyor, Vapura binmeyi ve yeni yerler görmeyi seviyor, elbette hiç üşenmiyoruz hemen toparanıp yola cıkıyoruz. Vapurun güvertesinden asla içeri girmiyor.
 Gittiğimiz her yerde hiç arıza çıkarmadan oturuyor, veya kendi kendine oyun oynuyor, aşağıdaki fotoğrafta vapurları izlerken.
Yetiştirdiğimiz evlattan, uyumundan, eğlenceli olmasından pek memnunuz. İyi ki doğurmuşuz dediğimiz günler geçiriyoruz anlayacağınız.

Wednesday, July 4, 2012

Ada günleri

Oooo uzundur yazmıyormuşum. Neler oluyor neler. Biz adaya geçtik artık, oğlan dünyanın en mutlu insanı, adada gerek çıplak ayak dolaşması gerekse güneşten iyice sararmış saçları ile gününü gün etmekle meşgül.

Bayağı insan oldu konuşuyor, en çok şaşırdğım kelimeleri ise, elbette, tabi ki, acaba,sadece ve galiba. O minicik yaşına rağmen yerli yerinde kullanabiliyor bu kelimeleri.

2 yaşını geçmiş olmasına rağmen terrible 2 ile henüz tanışmadık ve tanışacağımızı da ummuyorum. Hamileliğimin, ilk anneliğimin, süt meselelerinin iyi geçtiği gibi bunun da kazasız belasız atlatılacağı yönünde inancım sonsuz.

Çocuk yetiştirmede benim tek inandığım şey, evdeki huzurun bebeğe/ cocuğa geçiyor olması. Bizim evde hiç buhranlar yaşanmaz, her şeye cok hızlı bir şekilde çözüm bulunur biricik sevgilim sayesinde, sesini birkez bile yükselttiğini duymadım mesela, acil durumlarda son derece soğukkanlıdır. ben oğllanla uğraşırken umarsızca bir köşede oturduğunu veya ben gece bir sıkıntısı sebebiyle oğlanla uğraşıyorsam uyuduğunu görmemişimdir hiç. Ve sanıryorum onun o sabrı ve hayattan aldiği keyif oğlana da geçti, güzel uyuyan, güzel uyanan, iyi yiyen, çiş kaka sıkıntılarına 18 ayda son vermiş ,sorunsuz sıkıntısız bir çocuk oldu.


Şimdilerde ada sokaklarında itlik yapmakla meşgül, marketten elma zeytin çalıp gününü gün ediyor ve elbette hep çıplak ayak!

Thursday, June 14, 2012

Leomio ve Uykusuz Anneler

Leomio.com ve Uykusuz Anneler iş birliği yaptı, Batti güven oyuncağı hediye ediyoruz.

Hadi bakalım pamuk parmaklar klavyeye. Yorum yazacaklar şuraya.

Merak edenlere Batti nedir diye, fotoğraf yukarıda, bir Kayrada ürünü.

Thursday, June 7, 2012

Wednesday, May 23, 2012

Mahalle baskısı

Bizim oğlan iki yaşına gelene dek sadece gak guk diyerek geçiştiriyordu olayları, eyvah hiç konuşmayacak diye düşünürken eş dost çocuklarını görüp, bir anda onca zaman kayıt altına aldıklarını çıkarıverdi hafızasının tazecik raflarından.

Dün çok sevdiğim bir twitter dostu sordu, yahu benimki konuşmuyor, yakın birileri de aa olmaz böyle demiş, elbette anne olarak insan bazen takılabiliyor bu tür şeylere, hatta anneyi gerer böyle bir laf. Ama biz milletçe nedense yeni doğurmuş kadına eziyet etmeyi severiz, baskı altına almaya bayılırız, mümkünse hiç destek olmayalım, o da depresyondan bunalıma sürüklensin isteriz. Böyle de acaip bir milletiz.

Neyse efem, çocuk dediğin konuşur, 2sinde konuşmaz da 3üçünde konuşur, ben herşeyi geç yapması taraftarı oldum, 17 aylıktı yürüdü, umursamadım bile, ne kadar geç kalkarsa ayağa o kadar emin adım atardı, o kadar dengeli yürürdü, ne kadar geç konuşsa o kadar çok hafızaya depolardı.

Erken yaptığı tek şey "anne çiş kaka" demek oldu, buna da şükür.

Ve yukarıdaki video sevgili twitter dostuma geliyor. Çitabu çukulata demek, ve çünkü bitmiş.